Taş Meclisi Konusu ve Özeti

  Tüm dünyada ve Türkiye’de çok satanlar listesinden aylarca inmeyen Kızıl Nehirler’in ardından Taş Meclisi’yle karşımıza çıkıyor Jean Christophe Grange. Grange’in büyülü kaleminden çıkan Taş Meclisi konusu ve kurgusu itibariyle bakıldığında Polisiye/Gerilim ağırlıklı bir eser olsa da, içerisinde pek çok farklı türü barındıran bir romandır.

 Taş Meclisi Konusu

Grange romanlarında karşımıza Gerilim/Polisiye türünde eserler bırakırken bunları kaleme alırken kullandığı akıcı dilin yanı sıra çeşitli alanları da konunun içine dahil etmesi Grange kitaplarının çok satanlar listesinde uzun süre kalmasını açıklamaya yetiyor

Taş Meclis’i kurgusunda temelde işlenen konu, Şamanizm’de hayvanları öldürmekte kullanılan vahşi bir yöntem olan “kalp patlaması” sonucu gerçekleşen cinayetlerden oluşuyor.

Bunun yanı sıra Taş Meclisi; fiziksel ve psikolojik şiddete, parasikolojiye, Türk-Moğol karışımı olan Tseven halkına, Şamanizm mirasçıları arasındaki savaşa, ve Eski Sovyet Birliği’nin gömüşmüş sırları olan nükleer füzyona  kadar çok farklı alanlarda detaylı ve ilgi çekici bilgileri barındırmaktadır.

Demek dünya, gerçek dünya şiddet, ihanet ve kötülükten başka bir şey değildi.

Taş Meclisi Kitap Özeti

Taş Meclisi kitap özeti ile ilgili bilgi vermeden önce hiç şüphesiz romanın temel öğelerinden olan karakterlerden bahsetmek gerekir. Ele aldığı tüm romanlarda belirli bir karaktere yön veren, farklı kişisel özellikeri karaktere yükleyen ve bunun üzerinden tüm olayı kurgulayan Grange, Taş Meclis’i kitabında da aynı şekilde karşımıza çıkıyor.

Romanın ana karakteri olan Diane Thiberge’de de konu ele alınırken aynı durum söz konusudur. Alışılmışın dışında bir kadın ve asıl mesleği etoloji olan Diane, ergenlik döneminde yaşadığı bir olay dolayısıyla haphephobia yani temas fobisine sahiptir. Bunun yanı sıra Diane, gençlik yıllarında Güney Çin bölgesine ait  bir yakın-mesafe savunma ve dönüş sanatı olan “wing-chun” eğitimi almış olup alanında birçok ödül kazanmıştır.

Kurgu Diane’nin bir çocuğu evlatlık edinmek istemesiyle başlamaktadır. Ergenlik dönemindeki kendisinin “kaza” olarak nitelendirdiği ve romanın son kısmına kadar annesi Sybille’ye  dahil  anlatmamış olarak bildiğimiz olay yüzünden haphephobia fobisine kapılmış ve hiçbir erkek ile hayatı boyunca yakınlaşamamıştır. Bu yüzden kendisini hayata bağlayacak bir evlatlık edinmek istemiştir. Yaşantısı ve iki yıl boyunca almış olduğu psikolojik  tedavi yüzünden başlarda pek kolay olmamıştır. Yıllarca uğraşmış, didinmiş sonuç alamamıştır. Nitekim sonunda Fransız yöneticileri üstünde azımsanmayacak bir hatra sahip üvey babası  Charles Helikian’ın olaya müdahil olmasıyla Güneydoğu Asya’da bir yetimhaneden “Lucien(Lu-Sien)” adında bir evlatlık edinmiştir.

Evlatlık edinmesinin hemen ardından Diane’ın hayatı kısa sürede düzene girmiş, hayattan keyif alır bir şekilde yaşamaya başlamıştır fakat bu pek uzun sürmeyecektir. Diane ezelden beri enerjisinin bir türlü uyuşmadığı annesi Sybille’nin davetiyle gittiği akşam yemeği dönüşünde bir kamyonun sebebiyet verdiği trafik kazasına maruz kalmıştır. Diane bu olaydan pek hasar almadan kurtulurken oğlu Lucien komaya girmiştir.

Durumu günden güne kötüye giden ve tüm ümitlerin tükendiği bir sırada “Van Kaen” adında doğu tıbbında uzman biri olan doktor, akupuntur yöntemiyle Lucien’i iyileştirip ertesi günü aynı hastanenin mutfağındaki dolaplarda vahşice işlenmiş  bir cinayet ile ölü bulunuyor. Akabinde oğlunu hayata döndüren dahinin neden öldürüldüğünü ve oğluyla bağlantılı olup olmadığını öğrenmek isteyen  Diane olayın peşini bırakmıyor.

Bu konuda en başlarda kendisine Langlois  adında Van Kaen cinayetinden sorumlu  Fransız polis memuru yardımcı oluyor. Daha sonra aralarında Langlois’in de bulunduğu  3 kişi daha aynı vahşetle katlediliyor.  Oğlu Lucien’in  durumu günden güne iyiye giderken kendini  Fransa’dan başlayarak Moskova sonra da Moğolistan’a kadar uzanan bir cinayetler silsilesinin ortasında birden kendini bulan Diane Thiberge olayların oğluyla bağlantılı olduğu konusunda şüphesi kalmamıştır.

Bu sebeptendir ki olayların peşini bırakmaya niyeti olmayan Diane kendini Sovyet Birliği’nin füzyon çalışmalarına katkıda bulunmuş asıl amaçları parapsikoloji ve Şamanizm üzerine çalışmalar yapan bilim insanlarının arasında buluyor. Gelişen olaylar esnasında insanın değişimini, inanılmayan bazı şeylere nasıl inanıldığını ve doğu tıbbının inanılmaz boyuttaki başarılarına şahit oluyor, Şamanizm ve Moğollar hakkında bazı şeyleri öğreniyoruz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Ölü Ozanlar Derneği

Taş Meclisi kitap özeti tümüyle değerlendirildiğinde; kurguyu ele alışında bizi oradan oraya sürükleyen Grange, her zaman olduğu gibi kitabın son anına kadar merak uyandırıcı, bilim ve aklın sınırlarında işlediği konunun  bağlantıları hakkında bilgi vermiyor ve okuyucuyu son ana kadar diri tutmayı başarıyor.

Alışagelmiş sürükleyiciliği ve sınırsız hayal gücüyle okuyucularının düşsel sınırlarını genişleten Grange’in kaleminden çıkan Taş Meclisi, konusu ve özeti itibariyle de görülebileceği gibi aksiyon, gerilim, dram ve polisiye türleri hayranları için vakit kaybetmeden temin etmesi ve okunması gereken bir eserdir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*