Stefan Zweig Korku

Stefan Zweig'in kaleminden çıkan Korku romanı, karakterler üzerindeki psikolojik tahlili ile ön plana çıkar.
Stefan Zweig – Korku

Stefan Zweig’in psikoloji ve psikoloji alanında çalışmaları ile ünlenen bilim adamı Freud’a duyduğu ilginin belirgin işaretlerinden biri olan Korku romanı, kahramanımız Irene’nin piyanist sevgilisinin yanından dönerken çoğu zaman hissettiği manasız korkunun karşılaştığı kadın ile birlikte somutlaşması ile başlar.

” Demek evli hanımlar, asil ve kibar hanımlar, bir başkasının erkeğini çalmaya gittiklerinde böyle giyiniyorlar. Yüzleri gizli, tüller örtülü… elbette, sonradan yine namuslu kadını oynayacaklar ya…”

Korku’da hiç şüphesiz Zweig’in değindiği birçok önemli nokta vardır fakat temelinde çıkış noktası daima; ‘korkunun, bir suçun ortaya çıkma ihtimalinin yarattığı korkunun, insanın yaşamını yavaş fakat derinden bir şekilde nasıl alt üst ettiği‘ olarak tarif edilebilir.

Stefan Zweig, korku romanı ile kitapseverlerin hafızasında yer etmiştir.

Nitekim eserin temelinde yatan bu noktayı Zweig, Irene’nin az konuşan ve çoğu zaman asık suratlı olan avukat eşinin bir suçlu hakkında yaptığı değerlendirme ile okura aktarmıştır;

“Devamını sorduklarındaysa, bir adamın üç yıl önce yapmış olduğu bir hırsızlıktan ötürü cezalandırıldığını söylemişti; bunun haksız olduğu kanaatindeydi, çünkü üstünden üç yıl geçtikten sonra o artık aynı insan değil, suç onun değildi.

Başka bir insan cezalandırılmıştı, üstelik iki misli, çünkü bu üç yıl boyunca zaten sürekli suçunun ortaya çıkartılacağının tedirginliğiyle kendi korkularının zindanında yaşamıştı.”

Korku romanının akışına tekrar dönecek olursak, Irene, sevgilisinin apartmanından ayrılırken karşılaştığı yabancıdan kısa süre içerisinde kurtulmayı tasarlamasına rağmen bunu başaramayacak; ‘kaderin şımarttığı, ailesinin nazlı yetiştirdiği, refahtan neredeyse isteklerini yitirmiş bu dayanıksız kadına‘ karşılaştığı ilk sıkıntı bile fazla gelecekti.

Korku romanı konusu itibariyle eşini aldatan bir kadının yaşadığı tedirginliği ve gerilimi işler.

Roman, Irene’nin bir yandan onu şantaj ile kontrolü altına alan kadından kurtulmaya çalışırken bir yandan da durumunu kocasından saklaması arasında devam edecek ve nihai sonuna ulaşacaktır. Burada romanda akan olayların yüzeysel geçilmesinin temel sebebi, romanın olaylardan bağımsız bir olgu etrafında yazılmış olmasıdır. Bunun yanı sıra; Zweig’in Korku romanının olay akışıyla ilgili söylenebileceklere ekleme yapmak şüphesiz eserin bütünüyle ilgili vereceği ipuçlarından dolayı yerinde bir yaklaşım olmayacaktır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Handan Konusu ve Özeti

Zweig’in Korku’da yaptığı en iyi işlerden birisi, mutlu bir evliliği, ailesi ve isteklerini yerine getirebilecek kadar parası olan bir kadının, eşini niçin ve nasıl aldatabileceğini tahlil etmesidir. Zweig romanın bütününde zaman zaman bu nedenlere dair kısa mesajlar vermiş olsa da bu mesajlardan belki de en neti şudur:

” İşte hoşnutluğunu kendi başına çoğaltamadığı böyle bir zamanda, bu genç adam, saklamadığı güçlü bir hayranlıkla ona yaklaşarak sanatın romantizmine bürünmüş olarak Irene’nin burjuva dünyasına adımını attığın genç kızlık günlerinden beri ilk kez ruhunun derinlerinden etkilendiğini hissetti. “

Romanımızın kahramanı Irene, korku ile hapsolduğu evinde eşine ve çocuklarına ne denli uzun bir süredir zaman ayırmadığını fark edecek, tüm sahip olduklarının bir anda kaybetme ihtimali varlığını her an sıkıntılı bir hala sokarak nefes alıp vermesini dahi zorlaştıracaktır.

Ceza, insanın, bir suçunun ortaya çıkması korkusu ile yaşamasından çok daha hafif bir olgudur.‘ temeline dayanan Korku romanında Zweig bu durumu Irene’nin kocasının, küçük kızına verdiği ceza sonucu ortaya çıkartıyor:

” Asıl dün mutsuzdu, zavallı atı kırıp ocağa attıktan sonra evdeki herkes onu ararken, her an, her dakika bulunacağı korkusuyla yaşıyordu. Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir. “

Tüm bunlara bakıldığında; Stefan Zweig’in kaleminden çıkan bu muhteşem eserin, her ne kadar şu an içinde olduğumuz bir ‘korkuya’ olmasa da, geçmişte ya da gelecekte ‘sonsuz gerilimin ürkünçlüğü’ ile bizleri yıpratan, yıpratacak bu hisse işaret etmesi ve ‘kendini büyük tutkulara layık gören kadınların‘ bakış açısına dair değerli mesajlar vermesi ile başucumuzda yer alması gereken eserlerden biri olduğunun altını çizmek gerekir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*