İnce Memed Özeti ve İncelemesi

Olay örgüsü, karakterlerinin gerçekliği ve topluma tuttuğu ışık ile Türk romanının hafızalardan silinmeyecek yegane eserlerinden biri olan İnce Memed, Yaşar Kemal’in dokunaklı kaleminden çıkan ikinci romandır ve ilk olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde bölüm bölüm yayınlanan bu roman 1955 yılında iki ciltten müteşekkil bir kitap olarak okurlarıyla buluşmuştur.

1956’da Varlık Dergisi bünyesinde düzenlenen yarışmada “Varlık Roman Armağanı”na layık görülen eserin büyük bir kitle tarafından beğenilmesi neticesinde Yaşar Kemal romanı dört ciltlik bir seri haline getirmiş ve böylelikle İnce Memed unutulmazlar arasındaki yerini almıştır.

Değirmenoluk köyünden “fukara” İbrahim ve Döne’nin biricik oğlu yetim İnce Memed’in Hatçe’ye olan sevdasıyla yeşeren romanda Toros dağlarının eteklerini, Anavarza kayalıklarını, Çukurovanın sarı sıcak yağmurlarını ve kıraç toparlarda biten çakırdikenini ruhumuzun derinliklerinde hissetmenin mutluluğunu yaşarız..

Sarı çiğdem çiçeklerinin sapları, yok denecek kadar kısacıktır. Toprağa yapışmıştır. Kayaların aralarına, sapsarı bir halı serilmiş gibi olur. Güneş rengi. Mor sümbüller diz boyudur. Menekşeler ıslak, göz gözdür. Parıldar. Kırmızı çiçekler açar. Kırmızıları hiçbir kırmızıya benzemez. Billur kırmızısı… Tatlı, sıcak.

Yalnızca Türk Edebiyatı’nda değil Yeşilçam’da da “ağalık düzenine” ve dönem itibariyle bakıldığında genç Cumhuriyet’in ilk yıllarına ışık tutmaya çalışan birçok eser vardır. Yaşar Kemal’in romanını bu eserlerden ayıran; İnce Memed’i dağa çıkmaya ve bu düzene başkaldırmaya zorlayan duygunun salt “aşk” olmamasıdır. 

Dikenlidüzündeki köylerin en büyüğü Değirmenoluk köyünün “sahibi” Abdi Ağa’nın zulmüne daha küçük yaşlarda isyan eden Memed’in eline silah almasını tetikleyen şüphesiz Hatçe’ye olan sevgisidir. 

Burada “sevginin” yalnızca bu isyanın ortaya çıkmasını sağlayan etken olduğuna, Memed’in başkaldırısının temelinde yatan noktanın; Abdi Ağa’nın geçim kaynağı ekinleri ve hayvanları olan Değirmenoluk köylüsü üzerindeki acımasız otoritesi olduğunun altını bir kez daha çizmemiz gerekir.

Hatçe Memede muhabbet çorapları dokuyor, mendilleri işliyordu. Üstüne türküler çıkarmıştı. Aşkını, hasretini, kıskançlığını renk renk nakışlara, ses ses türkülere dökmüştü. Bu türküler hala Toroslarda söylenir. Çorapları gören ürperirdi. Türküleri duyan, söyleyen hala ürperir, içinden bir şey başlar yeşil yeşil, taze yeşermeye…

İnce Memed’in aradan onlarca yıl geçmesine rağmen hala içimizde bir yerlere dokunması ve Memed ile birlikte bizleri de Çukurova’nın düzlükleri, kayalıkları, yağmuru, sıcağı ve yeşilinde peşinden sürüklemesinde; “ağalık” düzeninin yalnızca isim değiştirdiği bir dönemde yaşıyor olmamızın payı büyük..

Yaşar Kemal’in romanında yarattığı “ağa” figürleri, dönemin tarihi vesikaları incelendiğinde oldukça tutarlıdır ve hiçbir şekilde aşırıya kaçmaz. Bu boyutuyla baktığımızda; İnce Memed’in edebi yönünün yanında sosyolojik tahliller açısından da değerli bir kaynak olduğu görülür.

Değirmenoluk köyünde başlayan ve Memed’in her kararı ve eylemiyle çok daha karmaşık fakat bir o kadar da destansı bir hal alan bu romanda, Memed’in köylülerin umudu ve kurtarıcısı haline geldiğine şahitlik etmenin yanında köylünün çok daha ağır şartlar altında ezilmesinin önünü açtığını(!) görürüz. 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Vurun Kahpeye - Halide Edip Adıvar

Yaşar Kemal’in “Dağın Öte Yüzü” romanında da gördüğümüz bu ikilem, köylünün tavrı noktasında yazarımızın gerçekten çok realist davrandığını bir kez daha gözler önüne serer. Abdi Ağa’nın ölümünden sonra yerine gelen Hamza’nın zulmü, köylülerin Memed’i sert bir şekilde eleştirmesine ve “Abdi Ağa’yı öldürdün de ne oldu ?” sorusuna yanıt aramasına neden olmuştur. 

Yaşar Kemal bu ikilemi İnce Memed’in ağzından şöyle açıklayacaktır;

Hem öldürmek için Çukurova atıyla itiyle Akçasazdaki İnce Memedi yakalamaya, Yüzbaşıya yardıma gidiyor, hem de Kesikkeli köyünde görünce… Bu ne iştir şu insanlıktaki, ne acayip iştir Yarabbim… Yakalansaydım, yakaladık diye sevinecekler, o yakaladıkları beni kasabanın orta yerinde astıklarında da hepsi her yerden yas tutup ağıtlar yakacaklardı.

Ve tam bu noktada ortaya bir soru, aslında romanın özü çıkar; “Tüm bu yapılanlar ne işe yarayacak ?” Romanda bir ağanın yerine öbürünün gelmesi ve değişmeyen tek şeyin zulme uğrayan köylü olması İnce Memed’i ve bizleri bu sorunun yanıtını aramaya sevk eder. 

Yaşar Kemal, romanın 2. ve 3. ciltlerinde bu sorunun yanıtını aramış ve adına türküler yazılan İnce Memed’in ikilemlerini tüm şeffaflığı ve zaman zaman yılgınlık zaman zaman da “göz bebeklerine oturan o sarı intikam ışığı” ile yansıtmıştır.

“Ben böyle yaratılmış, yumuşacık, içinde kimseye karşı, Hatçeyi öldüren Yüzbaşıya karşı kin bile gütmeyen birisiyim. Ben yalnız böyle değilim ki, bütün köylüler, dağlılar, Çukurovalılar böyle, biz hepimiz yumuşak, boyun eğen, yüzünün üstüne bas, ez, kul köle eyle, on yıl askerlik yaptır, öldür, zulüm et, derisini yüz, ırzına geç, ses çıkarmayan bir tuhaf insanlar, yaratıklarız.”

Romanın ilk bölümlerinde Hatçe ile Memed arasındaki aşk ön plana çıkar gibi gözükse de yazar bu durumu romantize etmeden o kadar yumuşak hissettirmiştir ki; olaylar bu yönde şekillenmesine karşın aşk, “mecburi kurtarıcının” başından geçen ve onu köylünün kahramanı ya da baş belası yapan sürecin ağırlığını kaybettirmemiştir.

Sıradan bir eşkiyadan ziyade “ilkeleri olan” bir eşkiya profili çizen İnce Memed, haksızlığa göğüs gererken her ne kadar türlü iftiralara uğrasa da bu iftiralar ve ithamların hiçbirinin Çukurova halkı nezdinde dikkate alınmayacaktır. 

“Belki umuttur. Belki de bir özlemdir. Özlem sıcacıktır. Özlem bir dost, bir sevgilidir. Sarıverir insanı sıcaklığı.”

İnce Memed’in bizleri saran sıcaklığı ve dostluğu tüm Çukurova köylüsünün “umudu” olacak, köylü her ne kadar zaman zaman bu “umuda” sırt çevirse de, her an onun özlemini hissedecektir..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*