Genç Werther’in Acıları

Kafka’nın ‘Hayat üzerine söylenebilecek olan her şeyi söyleyen biri’ olarak bahsettiği Johann Wolfgang von Goethe’nin büyüleyici kaleminden yalnızca iki hafta gibi çok kısa bir süre içerisinde çıkan Genç Werther’in Acıları, Goethe’nin nişanlı bir kıza olan imkansız aşkını, o dönem intihar eden arkadaşı Wilhelm’in ölümü ile harmanlayarak oluşturduğu ve mektuplar üzerinden akan bir roman olarak ifade edilebilir.

Yanımda olması, onun yazgısı, onun benim yazgıma olan ilgisi, sızlayan beynimde kalan son gözyaşlarını bile sıkıp çıkarıyor.

Elbette ‘imkansız bir aşkın her zerresini okuyucusuna bu denli dramatik ve içten aktarmayı başaran‘ Genç Werther’in Acıları’nı tek bir cümle ile ifade etmek mümkün değildir. Kimilerine göre bu roman Goethe’nin intihardan kaçmak için seçtiği bir yoldur ve Goethe bu yolu öyle güzel inşa etmiştir ki, aradan yüz yıllar geçmesine rağmen Werther’in imkansız aşkını ve acılar, ikilemler, çıkmazlar içerisinde can çekişen ruhunu hafızalarımızdan silemeyiz.

Bir başkasının onu nasıl sevebildiğini, sevmeye nasıl hakkı olduğunu bazen anlamıyorum, çünkü onu yalnızca ben o kadar yürekten ve o kadar fazla seviyorum ki, ondan başka ne bir şey tanıyor, ne bir şey biliyorum; ondan başka da bir şeyim yok zaten.

Genç Werther’in Acıları Konusu

Genç Werther’in Acıları’nı edebi yönden inceleyecek ve romanın konusuyla ilgili tek bir cümle kuracak olsak;

‘Katıldığı bir davette onu her yönüyle büyüleyen Charlotte ilk görüşte aşık olan Werther’in, Lotte’nin nişanlı olması ile imkansızlığın boşluğunda kalan ve ona göre zaman zaman karşılık gören, zaman zaman ise karşılık görmeyen aşkının Wilhelm’e gönderdiği her bir mektupta ortalığı kasıp kavurarak Werther’i sürüklediği kaçınılmaz son.

hiç şüphesiz eserimizi genel hatlarıyla özetleyen bir cümle olurdu.

Bazen aklım almıyor; onu yalnızca ben, hem de öylesine içten, öylesine dolu dolu severken, ondan başka hiçbir şey görmez, bilmezken, ondan başka hiçbir varlığım yokken, nasıl olur da onu bir başkası da sever, sevebilir?

Goethe’yi yalnızca 25 yaşında umulmadık bir şöhrete kavuşturan bu eser, okurlarıyla buluştuğu dönemde toplumda Werther’in imajına ithafen sarı pantolon ve mavi ceket moda haline gelmiş, ne yazık ki intihar vakalarının artış göstermesiyle eser bir dönem yasaklanmıştır. 

Hem beni, hem kendini mahvedecek zehri hazırladığını görmüyor, hissetmiyor; mahvolmam için bana uzattığı kaseyi büyük bir zevkle sonuna kadar içiyorum.

İçimizde Bir Yerlere Dokunuyor

Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen dokunduğu hassas noktalar ve imkansız bir aşkın girdabında yardım çığlıkları atan bir adamın dramatik hikayesini doğa tasvirleriyle birleştirerek aşığın ruh halini mümkün olan en ufak detaylarıyla okura aktarması, Genç Werther’in Acıları’nın tam bir baş yapıt olduğunun göstergelerinden yalnızca birkaçı.

İşte böyle. Doğa sonbahara dönerken, benim de hem iç, hem dış dünyama sonbahar geldi. Yapraklarım sararıyor, etraftaki ağaçların yaprakları çoktan döküldü.

Goethe’nin alkışı hak ettiği noktalardan biri de hiç şüphesiz; Werther’in ikilemler içerisinde kalan düş dünyasını tüm çıplaklığıyla ortaya koyabilmesi ve bu ikilemler arasında acı ile gezinen Werther’in kaldığı çıkmazı kitapseverlere hissettirebilmesidir.

Ruh halim her an değişiyor. Bazen yaşamda insana sevinç veren bir durum beliriyor, ah, sadece bir an sürüyor bu ! – Kendimi düşlere kaptırınca, şu düşüncede kurtulamıyorum : Albert ölse, ne değişir ?

Dalgınlık Girdabı İçindeyim !

Eserin bütününe baktığımızda edebiyata birçok alanda sayısız eser kazandıran Goethe’nin his, düşünce ve zaman zaman da hayal gücü ile kaleme aldığı Genç Werther’in Acıları, yoğun ve uç duygularda savrulmanın keyfine varmak isteyen kitapseverlerin kütüphanesinde baş köşeyi hak eden eserlerden biridir.

Beni görseniz, hazinem ! Dalgınlık girdabı içindeyim ! Duygularım ölmüş gibi ! Bir anlığına bile olsa yüreğimde ne bir heyecan, ne de bir saat süren bir çoşku. Hiçbir şey ! Hiçbir şey !

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*